Kayıtlar

Romantizmin doruklarında...

Dün instagramda şöyle birşey paylaşmıştım: Fotoğrafta scrabble oynarken ikimiz birbirimizin baş harflerini çekmişiz tesadüfen, Allahım aşka bak ;) neyse harfleri koymuşum oyunun üstüne çekmişim, bu yani fotoğraf...Yazı da şu: #tbt konu başlıklı isyanımdır. Dün kurdum kurdum depresyona girmeye karar verdim. Evet annelik mükemmel, evet anlatılamayacak kadar harika bir duygu. Kızım kelimelere sığmaz ama…ama ben özledim scrabble oynamayı, özledim bi akşam ayaklarımı uzatıp çayımı içmeyi, özledim bugün yorgunum erken yatayım demeyi, özledim pineklemeyi, özledim lafımın yarım kalmadan sohbet etmeyi, özledim sadece kendime alışveriş yapmayı, özledim kendimi ertelemeden hayatı yaşamayı. Anlatamıyorum anlaşılamıyorum, yalnızlaşıyorum…isyanım sana değil ciğerparem isyanım düzene…sen değilsin bana geçmişi özleten, isyanım yorulma hakkımın ya da şunu da yapmak istemiyorum işte ve yapmıyorum dedirtmeyen kara düzene…selam olsun yoldaşlara…

Sağolsun kimi anne arkadaşlarım selamımı almış kimi selam verm…

Büyük lüks...

Sürekli şarj olup, dolup dolup taşamamak nasıl birşeydir bilir misiniz? 
Hiçbir şey sonsuz değildir şu hayatta... Benim iç dünyamda öyle... 
Bir insanın kurabileceği en acıklı cümlelerdendir bence "arkadaşım yok"  cümlesi...
Hatta ben çıtayı bi kademe daha yükseltip "konuşabileceğim kimsem yok" demek istiyorum. 
Şuan bir terapiste gitsem ve deseki:nedir sıkıntınız? Konuşacak kimsem yok derim.
Biri bana bu cümleyi kursa, yazık derim ne üzücü ne büyük yalnızlık... 
11 yıldır izmirdeyim. İşim dolayısıyla kadınlardan uzağım. 
Gün içinde iki çift kadın sohbetine muhtacım. 
Olay insanı ya da hemen kaynaşan bir tip olmadığım içinde kurstur, etkinliktir kaynaşıp 'hadi buluşalım, hadi görüşelim' seviyesine kimseyle gelemiyorum. Gelemezsin de zaten ha deyince... 
Kendimi çekinmeden, satranç oynar gibi ne düşünür ne der demeden sohbetine bırakabileceğim tek insanım Ankara'da...
İşten eve gel, yemek ıvır zıvır, çocuktan fırsat bulup kocamla da iki çift laf edemiyorum.
Beni di…

Bi bitin artık...

Az önce bir yazı okudum.
4 yaşında kızları olan bir aile bir yıllığına Casablancaya yerleşiyormuş. Kızına durumu nasıl anlatmış, neler yapmış, pegagoga falan sormuş vs. vs.
ay içim şişti artık benim bu yeni annelerden.
kendim de dahil.
valla bizi analarımız pedagojik usullere göre yetiştirmediler. Gayette normal hatta geçen kuzuma anlattım ortalamanın üstünde karaktere sahip insanlar olduk. Okuduk ettik, kimse için kötülük düşünmeyiz, kıskançlık nedir bilmeyiz, kuyu kazmacalarımız, içten pazarlıklı halimiz, karamsarlığımız yoktur. Kötü bir insan değilizdir. İçine kapanıl asosyal değiliz. Gayette enerji seviyelerimiz yüksek, mutlu huzurlu insanlarız. ve evet çocukken annemizden dayak yedik. elinin izi çıkardı bacağımızda kolumuzda. demek ki çokta şeetmemek lazımmış.
Biz napıyoruz konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz...sonuç: 2-2,5 yaşında anneye babaya cevap veren, hem de verdiği cevaplarla anne-babayı ağzını açık bırakan veletler yarattık.
kızıyorum kızıma, yapma diyorum bana bağırma diyor…

aynı bokun laciverti...

Dün instagramda bir fotoğraf paylaştım.
Kızım ve 1 yaş küçük arkadaşıyla elele yürürken arkasından çekilmiş bir fotoğraf.
İki fındık kurdunun arkadan fotoğrafı yani.
Altına da esprili bir iki çift söz işte.
mıkmık beğenmeler etmeler vs.
Bir arkadaşım daha doğrusu abisi arkadaşımdı o da arkadaşım oldu dolayısıyla, fotoğrafın altına demiş ki: "var mı ikinci niyeti bakalım?gülücükler smilelar"
Bi durdum hani artık emojisiz bir şeyimizi ifade edemez olduk ya, gözlerini kocaman açıp bakan tip var ya aha o işte. 
Durdum bakıyorum. 
Bi milyon cevap türettim:
-napcan, yardıma mı gelcen?
-sen mi bakcan?
-sen kimsin?
-hösst..
vs. vs.
Tabi hemen olayı cankuşuma anlatmazsam olmaz. Ondan daha yaratıcı soru geldi: "Akşam deniycez" yazsana.
Bi ara dedim ki "sevgilim bak ne soruyorlar ne dersin bir tur dönsek mi" deyip kocamı mı etiketlesem falan. 
Sonra sonra sanırım anca ölünce unutabileceğim, içime çok dokunan, benim yaptığım bir gaf bir eşeklik geldi. Bende o hareketi yaparke…

yemezler yavrum...

Cuma günü fuardaydık.
Allahım o ne karizmalar, o ne kültür timsali beyefendiler.
Yakalar paçalar rugan ayakkabılar konuşuyor.
Kafam kadar kol saatleri özenle çıkartılmış gömlek kollarından filan...
daha neler neler.
ama ben bu fotoğrafın arka yüzünü biliyorum.
şöyle ki:
bu adam yani o gömleğini ceketinden 1cm, saatini de hepsinden gözümüze sokacak kadar çıkaran, kaşlarını tarayan o adam, tamam çok iddialı olmayacağım ama %99 o hafta sonu evini süpürmüştü. Toz alma ihtimali az ama bir gece önce bulaşık makinasını yerleştirmediyse ben adımı Osman yaparım.
Ya bebeğinin kakası için mücadele etmesine ne demeli?
2 yaşındaki oğlu reyondaki abur cuburları görmesin diye ceketini iki yana açmış yandan yandan zıplayarak seken babaları gördü bu gözler a efendi, o saatten, o jilet takım elbiseden banane...Kimbilir o adam çok değil 1 saat önce alt personeline ahkam kesiyordu ama şimdi 3 yaşında bir veletin elinde oyuncak ;)
bu caka bu fiyaka, o isminizin yazdığı daire kapısının ardında kalıyor değil …

Ben evladını terketmeyi düşünen bir anneyim...

kafam çok karışık...
çok yorgun...
Köpeğimden bahsediyorum tabi ki...
10yaşında...Yaşlandı...Bazı fonksiyonları eskisi gibi değil.
Bende eskisi gibi değilim.
aldım bu kararı 
bilemiyorum ya da aldım gibi geliyor.
çünkü gerçekten almış olsaydım, dan diye söylerdim köpeğimi vermeyi planladığım kişiye ama bir aydır neredeyse hergün görüyorum ama bir türlü ağzımdan o cümleler dökülemiyor....
Her sabah ve her akşam tamam diyorum bende insanım, bende dünyaya bir kezciğine geldim.
ben çok yoruldum, tahammül sınırım çok daraldı, ev yoğunluğum arttı artık yapamıyorum, olmuyor diyorum. İşe bu gazla gidiyorum, bu sefer söyleyeceğim diyorum. Sonra yaşlı zaten diyorum, sıcacık evde kalıyor. Ya orada betonda yatırırlarsa diyorum, ya diğer köpeklerle dalaşırsa diyorum. İhmal ederlerse...
Ama bakıyorum, bir yere gideceğiz ya da bir misafir gelecek onu taşıma kutusuna koyuyoruz. Saatlerce kalmak zorunda kalıyor kutuda...Yazık diyorum, bacakları kimbilir ne acıyor. Sonra işten eve bir geliyorum insan ayakların ı…

ben, 33...Seksi 33...

Yes maaannnnn diye bağırasım, hönküresim geliyor.
Yılın en sevdiğim günü geliyor.
Ben her 30Eylülde acayip heyecanlanıyorum.
Böyle ben adım atayım arkamdan konfetiler dökülsün, gül yaprakları ayaklarıma boca edilsin, havai şimşekler, hokkabazlar, palyaçolar, şenlikler kutlamalar aman allahım tam bir festival olsun istiyorum, hayal ediyorum. Hatta bildiğin öyle hissediyorum yahu!
Allahım nasıl bir coşku nasıl bir kıpırtı anlatamam.
Herkes mi böyle oluyor, bir ben miyim bilemiyorum ama ben kendimi bildim bileli her 30eylül böyleyim.
Misal olsun henüz havasına girmiş değildim, son iki gündür dünyevi sebeplerden stresli günler geçiyordu fabrika da, az önce canım bir arkadaşımdan küpe aldım ve olayım o dakikadan sonra şöyle oldu:

Instagram